• https://www.facebook.com/harunnardic/?fref=ts

Facebook: Harun Hoca ile Türkçe ve Edebiyat               

İnstagram
: harunardicedebiyat                           

                    
                                      
                     
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam48
Toplam Ziyaret162725

ŞİİRLER

                                                
                                           ŞİİRLER

Bu bölümde genel olarak şairlerin şiirlerinin bazı kısımlarına yer verilmiştir.



Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı

Ecel celâlîleri aldı Mustafâ Han’ı ( Taşlıcalı Yahya )
 

İyi geceler canım derdin.

Gecenin iyiliğinden çok,

Canın olma düşüncesi yeşerir dururdu içimde…( Özdemir Asaf )

 

Gel saklanalım hic bi ayrılık bulmasın bizi (Pınar Çubukçu )

 

Bazı şeyleri sana yazdığımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Her şeyi sana yazıyorum(İlhan Berk )

 

Şiirim ol, mısralarından öpeyim seni. ( Sözün sahibi bilinmiyor )

 

Aslında bir yolculuktu sevda güzergahını SEN'in belirlediğin. ( Sözün sahibi bilinmiyor )

 

Kim O''deme boşuna benim ben... Öyle bir ben ki gelen kapına, baştan başa sen( Özdemir Asaf )

 

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen. ( Şeyh Galip )



O kadar içten gülüyorsun ki,

İçin olmak istedim.." ( İlhan Berk )

 

İlk 'o'kulda sınıfta kaldım ben. Sonrası malum; hala 'o'kuldayım ( Özdemir Asaf )

 

insanın başına ne gelirse
merakından gelir demiş eskiler
baktım olmuyor, ben seni merak edeyim,
sen de geliver ( Cemal Süreyya )


Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi. ( Nazım Hikmet )


Seni ruhuma cemre diye damlattıktan sonra, ben bu bedende neyleyeyim... Aşk da SEN, Hasrette SEN, Ben de SEN!.. ( Mevlana )


Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.

Ama sen gitme, ben cahil kalayım. ( Nazım Hikmet )

 
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. ( Ahmet Haşim )


Sana yolculuk yapmak istiyorum. Kes yüreğine giden bir bilet, cam kenarı değil; Can kenarı olsun ( Cemal Süreyya )

 

Gel..
Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim..
Sensiz Boğazımdan Geçmiyor ( Ahmet Arif )

 

Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;

İplik ki, incecik, örer boşluğu. ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

Lûgat, bir isim ver bana halimden;

Herkesin bildiği dilden bir isim!

Eski esvablarım, tutun elimden;

Aynalar, söyleyin bana, ben kimim? ( Necip Fazıl )



Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa
Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır. ( Tevfik Fikret )



Aşk...

Sevgiliye yazılan mısralardan çok;
En sevgiliye yazılan yoksulca bir cümledir

ve kapı çalındıgında "kim o?" ya karşılık;
benim yerine senim diyebilmektir aşk.. ( Mevlana )

 

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir

Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver 'işte budur kubbe' diye
iki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.
Ya ne var? Bir kuru dil siz buyurun karnım tok.

Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda susun.
Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsu   ( Mehmet Akif Ersoy )



Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan ( Ziya Gökalp )




Dervişlik olsaydı tâc ile hırka

Biz dahi alırdık otuza kırka... ( Yunus Emre )

 
Sevgilime kul oldum,
Güzelliği seçeli.
Varlıkta yoksul oldum,
Benliğimden geçeli ( Necip Fazıl Kısakürek )


Şahikalar üstünde meydan okur bu erler,
Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler ( Kara Harp Okulu Marşı )



Gezdim şam ile halep 
Eyledim ilmi talep.
İnsanda yok ise haya ile edep 
Ona neylesin mektep 
Okusada merkep 
Okumasada merkep!' ( Yunus Emre )

 

Kalkın ey Felah-ı Vatan dediler, kalktık;

Herkes oturdu biz ayakta kaldık ( Ziya Paşa )

 

Zulm İle âbâd olanın, âhiri berbâd olur. ( Ziya Paşa )


Dedem koynunda yattıkça, benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor, bak. ( Süleyman Nazif )

 

Ne günlere kaldık ey Gâzi Hünkâr,

Katır mühürdâr oldu, eşek defterdâr!” ( Ziya Paşa )

 

Eşek Alim Olmaz Su Taşımakla Tekkeye,

İnsan Adam Olmaz Gitmek ile Mekke’ye. ( Ziya Paşa )



İnsanlar kendini bilebilseydi
Dünyada haksızlık kavga olmazdı
İnsan doğan yine insan ölseydi
Belki de dünyada hayvan kalmazdı ( Neşet Ertaş )




İdrak-i maâlî bu küçük akla gerekmez.

Zira bu terâzi o kadar sıkleti çekmez. ( Ziya Paşa )

 

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. ( Ziya Paşa )

 

Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. ( Ziya Paşa )



Gör cahili kim sahib-i irşad olayım der 
Dün mektebe vardı bugün üstad olayım der ( Ziya Paşa )

 

Veren de O Alan da O,

Nedir Senden Gidecek ?

Telaşını Gören de,

Can Senin Zannedecek. (Necip Fazıl Kısakürek)



Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...

Yalnız seccâdemin yününde şefkat;

Beni kimsecikler okşamaz mâdem;

Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem! ( Necip Fazıl Kısakürek )




Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider. (Cahit Sıtkı )

 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...  ( Tevfik Fikret )

 

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır

Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;

Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!

Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır... ( Tevfik Fikret )

 

Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-u cihândır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz. ( Namık Kemal )

 

Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur 
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur 
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur 
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur ( Yavuz Sultan Selim Han )

 

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten

Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten ( Namık Kemal )


Ortada kimse yoktu biz sökerken bayırı,
Açıldı şimdi sahte mürşitler panayırı...  ( Necip Fazıl Kısakürek )



Yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü.
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin... ( Can YÜCEL )

 
İnanma sen dilbilgisi kitaplarına -Di'li -Miş'li değildir ! - Ah'lıdır -Vah'lıdır -Tüh'lüdür Bütün Geçmiş Zamanlar ( Sedat Balun )



Kimsesiz bir kimse yok herkesin var kimsesi

Kimsesiz kaldım medet ey kimsesizler kimsesi ( Fatih Sultan Mehmed )

 

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi ( Kanûnî Sultan Süleyman )

 

Zavallı ben, elimdeki şu üç telli saz ile

"Milletimin felâketli hayatını söyleyim;

"Dertlilerin gözyaşını çevrem ile sileyim ( Mehmet Emin Yurdakul )

 

Müritsiz kâmilden eş ’ar umulmaz
Dervişin aslından haber sorulmaz
Saz ü sözle asla şairlik olmaz
Onda birkaç türlü hüner olmalı ( Erzurumlu Emrah )

 

Dervişlik olsaydı tac ile hırka,

Biz dahi alırdık otuza kırka. ( Yunus Emre )

 

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış tutan kahpelere!  ( MEHMET AKİF ERSOY )



Koş, Plevne yine al bayrak taksın;

Gece, gündüz Tuna suyu kan aksın;

Yaksın kahrın bütün Balkan'ı yaksın;

Atillâ’nın oğlusun sen, unutma! ( Ziya Gökalp )

 

Rüşvet ile yazar hakim hücceti 
Hüccet ile alır kadı rüşveti 
Halk bilmiyor dini şer'i sünneti 
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık ( Seyrani )

 

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç! ( Yahya Kemal )

 

Toplumlar âbâd olur, âlimleri âlimse;

Toplumlar berbâd olur, âlimleri zâlimse. (Cengiz Numanoğlu)

 

Kalem olsun eli ol kâtip-i bed tahririn

Ki fesâd-ı rakkamı sûrumuzu şûr eyler

Gâh bir harf sukûtuyla eyler ''nâdir''i ''nâr''

Gâh bir nokta sukûtula ''göz''ü ''kör'' eyler (  Fuzuli )

 

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir. ( Necmettin Halil Onan )

 

Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil;

Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde;

İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil

Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde  ( Cenap Şehabettin )

 

 

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye'de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi ( Yahya Kemal Beyatlı )

 

Derinden derine ırmaklar ağlar,

 Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,

 Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,

 Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi. (Faruk Nafiz Çamlıbel)

 

 

Aysel git başımdan ben sana göre değilim

Ölümüm birden olacak seziyorum.

Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Aysel git başımdan istemiyorum. ( Attila İlhan )

 


Minareler süngü, kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız, müminler asker,

Bu ilahi ordu dinimi bekler,

Allahu Ekber, Allahu Ekber. ( Ziya Gökalp )

 

Yeşil pencerenden bir gül at bana,

Işıklarla dolsun kalbimin içi.

Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ. ( Ahmet Muhip Dıranas)

 

Bir katre mâ düşünce gülün kalbine

İsmim çıkar varak-i tab-nakine ( Kemal )


Üzülme Davanın Sahibi Hak'tır. 
Hak Olan Davada Zafer Muhakkaktır. ( Necip Fazıl )

 

olmuyor yirminci asırda 
tarz-ı kadim üzre gazeller söylemek ( ATTİLA İLHAN )

 

Bende yok sabrı sükun, sende vefadan zerre;

İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kere. ( Nabi )

 

HAYALET
Sokaktan insanlar geçiyor 
Benim aklımdan hep sen 
Tramvayda yanımdasın 
Sofrada beraberiz 
Çatalı öyle tutma 
Sigara içme diyorsun 
Üzülüyorsun benim için 
Bak gömleğin kirlenmiş 
Bu sakalda neden 
Niye mahzun yüzün 
Tam konuşacağım seninle 
Kayboluyorsun... ( Nahit Ulvi Akgün )

 

 Gökten nazire indi sihâm-ı kâzâsına

Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına (  Nef'i )


Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan ( Arif Nihat ASYA )

 

Sönmez seher-i haşre kadar şi'r-i kadîm
Bir meş'aledir devredilir elden ele ( Yahya Kemâl )

 

Hakîr olduysa millet, şânına noksan gelir sanma

Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetten ( Namık Kemal )

 

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.( Almas Yıldırım )

 

Karıncayı bile incitmem” deme! 
Bile’den incinir karınca; 
Söz söylemek irfan ister Anlamak insan ( Fuzûlî )

 


Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış,

Coşkun ırmakların selleri kalmış,

Hanlar yok meydanda, illeri kalmış,

Düşenler çok ama, kalkan nerede?

Gideyim arayım: Hakan nerede? ( Ziya Gökalp)

 


Bulunmazsa adalet milletin efradı beyninde

Geçer bir gün zemine, arşa çıksa payei devlet. ( Namık Kemal )

 

İlm kesbiyle pâye-i rif'at

Bir hayal-i muhal imiş ancak

Aşk imiş her ne var âlemde

İlm bir kıyl u kâl imiş ancak ( Fuzuli )



Çok insan anlayamaz eski musikimizden

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden. (Yahya Kemal)

 

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etti felek

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek ( Yavuz Sultan Selim )

 

Yârdan mechûr iken, düştük diyâr-ı gurbete,

Dehr, gösterdi bize hicrân hicrân üstüne.

Hem mey içmez, hem de güzel sevmez demişler hakkımda,

Eylemişler Râsîh'e bühtân bühtân üstüne ( Râsîh )

 


Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehri dermândadır ( Fuzûlî )

 

Dilberün işi ‘itâb u nâz olur.

Çeşmi câdû gamzesi gammâz olur.

Ey gönül sabr it tahammül kıl ana,

Yâre irişmek işi az az olur. ( Kadı Burhâneddîn )




Bana göre değil kavga 

Uygarlığın kriz noktalarında 
Gurbet kokan bir hayatım var benim 
93 harbinden kalma sokaklarında 
İkindi sonrası sirenler çalar 
Eritir dağların kirli karını 
Susuz bir denizde hırçın dalgalar 
Deler karanlığın kulak zarını ( Nurullah Genç )

 

Uçmakta, konmadan, kıyısız bir denizde rûh; 


Benzer mi böyle bir kuşa Tufan içinde Nuh? ( Yahya Kemal Beyatlı )

 


Yok yere zahid urur davi-i hestiden dem,

yakasın tutmuş iken pençe-i kubra-yı adem. ( Akif Paşa )

 

Neysen sen, nefes sen, neylersin neyi

Neyzensen, nefessen neylersin neyi ( Neyzen Tevfik )

 

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar

Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve akpak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla ( Ahmet Muhip Dıranas )

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin ( Tevfik Fikret )

 

Matlabımız din-i Hüdâ'dır bizim
Mesleğimiz râh-ı Hüdâ'dır bizim
Yoksa, kuru mihnet ve kavga değil
Şâh-ı cihan olmağı dava değil ( Osman Gazi Bey )

 

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak ( Ahmet Haşim )

 

Bir vakte erdi ki bizim günümüz 

Yiğit belli değil mert belli değil.
Herkes yarasına derman arıyor 
Deva belli değil dert belli değil!... (Ruhsati)

 

Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı ( Yahya Kemal )

 

Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende 
Sendedir ma’den-i envâr-ı fütuvvet sende 
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende 
Ma’rifet sende hüner sende hakikat sende 
Nazar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende 
Arş u kürsî ü melek sendedir elbet sende. ( Şeyh Galip )

 

Değişsen de Dünya aynı , 
Değişmez ebedi töre...
Kimse bilemez gerçekte 
Kim efendi kim köle ( Deniz Erten )

 

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın ( Namık Kemal )

 

Aşk imiş her ne var âlemde

İlim bir kîl u kal imiş ancak.(Fuzuli)

 

Biz,kısık sesleriz...minareleri,

Sen,ezansız bırakma Allahım!

Ya çağır şurda bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma Allahım!

Mahyasızdır minareler...göğü de,

Kehkeşansız bırakma Allahım! ( Arif Nihat Asya )



Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın ?

Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.! ( Arif Nihat Asya )

 

şehitler tepesi boş değil,

Biri var, bekliyor...

Ve bir göğüs nefes almak için

Rüzgâr bekliyor. ( Arif Nihat Asya )

 

Afrodit, aşk tahtını kurmuş yüksek başında,

Yakubun rüyasından sanki iz var taşında…

Şahikanda yaşamış efsane dünyaları,

Senden birer parçaymış kainatın dağları…

Yalçın tepelerinde kartal saklı yuvalar,

Eteğinde Aşil`den ses veren Truvalar; ( Ömer Bedrettin Uşaklı )

 

seni bulmakdan önce aramak isterim

seni sevmekten önce anlamak isterim

seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,

sana hep hep yeniden başlamak isterim ( Özdemir Asaf )

 

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. (Orhan Veli )

 

Mona Rosa Siyah güller, ak güller.

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.

Kanadı kırık kuş merhamet ister.

Ah senin yüzünden kana batacak.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. ( Sezai Karakoç )

 

 
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

 Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

 Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. ( Yahya Kemal )

 


Ağlasam sesimi duyar mısınız,  ?

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz, ?

Gözyaşlarıma, ellerinizle? 

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce. 

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.  (Orhan Veli )

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

 Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş...

Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin! ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!

Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim! ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış; 
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış (Necip Fazıl Kısakürek)

 


Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar.

Ne de şeytan, bir günahı,

Seni beklediğim kadar. ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


Bir bardak su gibi çalkandı dünyâ;

Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.

Al sana hakikât, al sana rûyâ!

İşte akıllılık, işte sarhoşluk! ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;

Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi... ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret,

Ebedi bir yaşam için gayret yok hayret. (Necip Fazıl Kısakürek)

 

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. (Necip Fazıl Kısakürek)

 

Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol;
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol ( Mehmet Akif Ersoy )

 

Ne İbrettir Kızarmak Bilmeyen Çehren, 

Bırak Kardeşim Tahsili ;

Git Önce Edep, Haya Öğren ( Mehmet Akif Ersoy )

 

Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorIar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.(Mehmet Akif Ersoy )


Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı.
İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için. ( Mehmet Akif Ersoy )

 

Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar. 
Uğraş ki: Telafi edecek bunca zarar var. ( Mehmet Akif Ersoy )


Alınız ilmini Garb'ın, alınız san'atini;
Veriniz hem de mesâînize son sür'atini.
Çünkü kaabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyeti yok san'atın ve ilmin; yalnız. ( Mehmet Akif Ersoy )

 


Menfaattir insanları getiren vecde;

Cennet vaad etmeseydi Rahmân,

Kimse etmezdi secde.( M. Âkif Ersoy )

 


Sen ki, asara gömülsen taşacaksın... Heyhat!

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmuş duruyor Peygamber ( M. Âkif Ersoy )

 


Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'

Davransana... Eller de senin, baş da senindir! ( M. Âkif Ersoy )    

 


Zulmü alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım. ( M. Âkif Ersoy )

 


Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' ( M. Âkif Ersoy )

 


Mukaddesatını millet bırakmıyor hala;

"Fezayı köhne bir "Allah"tır etmiş istila!

"O indirilmelidir Arş-ı Kibriya'sından,

"Ki biz de kurtulalım şunların rüyasından!

"Ne istesen yapamazsın: Elin kolun bağlı.

"Ta'assubun rolü hala ne müdhiş anlamalı! ( M. Âkif Ersoy )

 


Bana anlat bakayım şimdi: Şu biçare ocak,

Zorbalar saltanatından ne zaman kurtulacak?

Hiç bu mantıkla, a divane, hükümet mi yürür?

Bir cemaat ki erenler işi yumrukla görür,

Bize, Asım, ne şunun yumruğu lâzım, ne bunun;

Birinin pençesi ister yalınız: Kanunun. ( M. Âkif Ersoy )

 


İnsan haklarından nutuklar atan!

Tarihine baktım.. Her sayfası kan.

Bâri katlettiğin, çocuktan utan.

    Çökecek.. Üstüne, bir gün bu çatı,

    Arz’ın yüz karası, kudurmuş Batı. ( Cengiz Numanoğlu )

 

 

Rütbe var; yazılır, mezar taşına;

Zaman sellerinde, aşınır gider.

Rütbe var; yazılır cennet arşına;

Sonsuzdan sonsuza, taşınır gider..  (Cengiz Numanoğlu)

 

 Âlim sanma, her gideni mektebe;

Ahlâk yoksa, yok ilimde mertebe.

Ne farkeder.. Tut ki, cübbe giydirsen;

Pâye versen, kitap yüklü merkebe?... (Cengiz Numanoğlu)




Yakuttan, zümrütten medet boşuna,

Hepsi bir gün döner, çakıl taşına.

Geç kalma.. Bakıp da o genç yaşına,

     Sanma ki; önünde seçenekler çok;

     Ya ÎMÂN, ya İSYÂN, üçüncüsü yok.. (Cengiz Numanoğlu)

 

Bosna, Çeçenistan, Filistin’de sen,

Kaç bin kere düştü, medenî masken,

Dilerim.. Cehennem, sana son mesken,

Vahşet kusan kalbin, taştan da katı,

Utanmaz.. Arlanmaz.. Riyâkâr Batı. ( Cengiz Numanoğlu )

 


Sen usandırma eli el de usandırmaz seni

Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni

Dest-i a’dâdan soğuk su içme ki kandırmaz seni

Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni

Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni ( Diyarbakırlı Said Paşa )

 

Hararet nardadır, sacda değildir.

Keramet baştadır, tacda değildir.

Her ne ararsan kendinde ara.

Kudüs'de Mekke'de Hac'da değildir. (Hacı Bektaş Veli )

 

Eşek ölür kalır semeri

İnsan ölür kalır eseri ( Ziya Paşa )

 

Âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi

Âdem âdem olmayınca âdem netsin âdemi ( Ziya Paşa )

 

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm

Dolaştım mülk-i İslâmı bütün virâneler gördüm. ( Ziya Paşa )

 


Gençliğine güvenip vakit çok erken derken, belki elveda bile diyemezsin giderken... (Necip Fazıl Kısakürek)

 

Ormanda büyüyen adam azgını,

Çarşıda, pazarda insan beğenmez.

Medrese kaçkını, softa bozgunu,

Selâm vermek için kesan beğenmez (Kazak Abdal)

 

Ne doğan güne hükmüm geçer, 
Ne halden anlayan bulunur; 
Ah aklımdan ölümüm geçer; 
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. (Cahit Sıtkı Tarancı )

 


Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?

Feryâdım varır mı bârigâhına?

Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,

Şu nankör............ bak günâhına. ( Rıza Tevfik Bölükbaşı )

 

Bir eşi olmalı insanın!
Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini,
Tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu…
Güven duymalı, her şeyiyle.
... ... Başını göğsüne koyup huzurla uyuyabilmeli,
Tüm düşüncelerinden arınmış olarak.
Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı…
Şımarabilmeli yanında.
Kıskanılmalı zaman zaman da… ( Can Yücel )

 


Kısa yoldan zengin olmanın tek yoludur aşk; hiçbir şeyin yokken her şeyin oluverir hayatta ( Sözün sahibi bilinmiyor )

 

Sarımsak her şeye faydalı olabilir ama sarılsak daha iyi olur diye düşünüyorum ( Sözün sahibi bilinmiyor )

 

Bir ucundan tut da, Belediye Başkanı'nın verdiği yetikiye kadar götürelim bu Aşk´ı . ( Sözün sahibi bilinmiyor )

 

Yokluğunu bile seviyorum yar; çünkü o bile sen olduğun için var. ( Kahraman Tazeoğlu )

 

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe! desem sığmazsın (M Akif Ersoy)

 

Var mı Allah'tan yukarı, kabirden aşağı?

Toparlan ruhum gidiyoruz,
Sen yukarı ben aşağı!... (N.Fazıl Kısakürek)

 
Gece midir insanı hüzünlendiren,

Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?

Gece midir seni bana düşündüren,

Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen? (Özdemir Asaf )  

 

Her karanlık gecenin bir sabahı vardır.

Her kışın baharı vardır.
Karanlıktan aydınlığa çeviren, hüzünleri ferahlığa tahvil eden, bir yüce el, bir yüce kudret vardır.
Yusuf'u kuyudan alıp, Mısır'a Sultan eden bir güç vardır.
Musa'yı Firavun'un sarayında yetiştirerek, oraya hakim kılan bir güç vardır.
Firavunları, zalimleri, hainleri zillete mahkum eden, mazlumun ahına cevap veren, sabredeni mutlaka zafere ulaştıran bir irade vardır.
( Mehmet Akif Ersoy )

 

 Evet, tarzı kadîmi şi‟ ri bozduk, her ü merc ettik

Nedir şi‟ ri hakîki safhai irfâna dercettik

Bu yolda nakdi vakti cem‟ i kuvvet birle harcettik

Bize gelmişti zirâ mesleki ecdâd nâkâfi.  ( Abdulhak Hamit Tarhan )

 


Fark Etmeli

Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını

Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını ( Can Yücel )

 

Ademe muttasıl ol ta ki cüda olmayasın

Secdeler eyle ki merdud-ı Huda olmayasın ( Şeyh Galib )

 

Eyvah!.. Ne yer, ne yar kaldı,

Gönlüm dolu ah u zar kaldı.( Abdülhak Hamid Tarhan )

 

Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!

Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan! ( Arif Nihat Asya )

 

 
Aynı şehirde sen varsın, ben varım, biz yokuz. ( Cemal Süreya )

 

Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak.

Tarih sussa, hakikat susmayacak.

Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.

Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar,

Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar, Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.
( Sezai Karakoç )

 

Ya İslamla yükselir, ya inkarla çürürsün,

Bu yol mezarda bitmiyor,

gittiğinde görürsün. (Necip Fazıl Kısakürek )

 


En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Ask celladından ne çıkar mademki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O sarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmıssam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çınar vardır
( Sezai Karakoç )

 


Ya ağlamasın hiç kimse

Ya da gülmesin şu her zaman gülenler.

Ya kimsede olmasın para denen illet

Ya da paylaşmasını öğrensin paralı millet.

Ya kimse söylemesin sevdiğini

Ya da yapsınlar sevginin şu asıl tarifini.

Ya şu bayramlar hiç yaşanmasın

Ya da bayramlarda et yemeyen kalmasın ( Atalay Demirci )

 

Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ... 
Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ! 
Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! 
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...(Necip Fazıl Kısakürek)

 

sen bana bakma ben senin baktığın yönde olurum(Özdemir Asaf )

 

Gittiler… Bana dünyam

Birdenbire boş geldi.

Seçilmiş oldu eşyam.

Odalarım loş geldi.

Gözlerim müebbette,

Günü gelir elbette…

Gelir, Melek nöbette,

Safa geldi, hoş geldi. ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-i hudâ’dır bu

nazargâh-i ilâhidir, makam-ı mustafâ’dır bu (Nabi )

 


Giderken bura için, gelince ora için,

Gününde ve gecende kendince ora için

Sakladığın kendini böldün iki yarım'a;

İki kez yaralandın bir yarım yara için.( Özdemir Asaf )

 

Öleceğiz bir gün gömecekler;

bir kaç gün övecekler;

sonra kalan malı bölecekler;

hatta memnun kalmayıp sövecekler.(Neyzen Tevfik)

 

Er odur ki dünyada koya bir eser;

Esersiz kişinin yerinde yeller eser... (Barbaros Hayreddin Paşa )

 

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın! (Nazım Hikmet )

 

Olsun be aldırma yaradan yardır...

Sanmaki zalimin ettiği kârdır...

Mazlumun ahı indirir şâhı...

Her şeyin bir vakti vardır. (Yunus Emre )

 

Geleceğim, bekle dedi, gitti...

Ben beklemedim, o da gelmedi.

Ölüm gibi bir şey oldu.

Ama kimse ölmedi... ( Özdemir Asaf )

 

bu makberdir o bâba makdem,

bilmem ne duyar girince, adem?

sûzişlerimin budur esâsı

hep şüphelerin bu en fenâsı

benlik acebâ kalır mı ol dem?

sönmüş erimekte o nûr-i dîdem.

ben gözler idim bu hâli ey yâr

senden daha çok zaman akdem... (Abdülhak Hâmid Tarhan)

 

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.(Necip Fazıl Kısakürek )

 

"Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan

Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bari gülmekten utan!" ( Mehmet Akif Ersoy )

 

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez" ( Mehmet Akif Ersoy )

 

«Medeniyet» denilen vahşete lânet eder,

Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler! ( Mehmet Akif Ersoy )


Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün! ( Mehmet Akif Ersoy )




Bu ne hicrân-ı müebbed, bu ne hüsrân-ı mübîn

Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin! ( Mehmet Akif Ersoy )

 


“Şahsında tam Kemalini bulmuştu şiirimiz

Her mısrasında benliğimiz vardı, tertemiz”(Yahya Kemal )

 

Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes

Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es... ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

Ne bu şuride siyaset, ne bu fasid dava?
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz...
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
Bunu benden duydunuz, ben ki evet, Arnavudum...

Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum!... ( Mehmet Akif Ersoy

 


Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. 
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! 
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; 
Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar (Mehmet Akif Ersoy )

 

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. (Mehmet Akif Ersoy )

 

Türk eriyiz silsilemiz kahraman 
Müslümanız Hakk'a tapan Müslüman 
Putları Allah tanıyanlar, aman 
Mescidimin boynuna çan asmasın ( Mehmet Akif Ersoy )

 


“Şiir gibi bakan kadınlar ..

Şiirden anlayan adamları sevmeli ..

Sevmeli ki..

Ziyan olmasın o mısralar ..” ( Ertuğrul Bayam )

 


Susarak anlattım bütün gizliyi

Sakladım duygumu ben konuşarak (Mehmet Akif İnan)

 


Her yazdığımı sana dinletirdim,

Bilmezdim ben nerde ne konulacak.

Virgülle noktayı hep sevgili zannederdim,

Biri kaybolurken öteki yok olacak. ( Koray Avcı )

 


Bilmem, kaçı kaç geçe,

Bilmem, kaça kaç kala,

Ya erkence, ya geçce,

Sıram gelir, hoppala!

Altımda gacır gucur,

Kişner durur cansız at…

İşte servili çukur;

Ve ölümsüz hakikat! ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına 
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana ( Ataol Behramoğlu )



Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim

Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim. ( Mevlana )



Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;

Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.

Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;

Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek, ( KEMALETTİN KAMU )

 


Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl, (Mehmet Akif  ERSOY )




Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! ( Mehmet Akif ERSOY )

 

Ne kadar büyüktü dindara kinin.

Hacıya, hocaya uzardı dilin.

Konuşsana mevtâ ! Bitti mi pilin ?

Oksijen tüpleri yok tabutların,

Söyle de bir nefes versin putların. ( Cengiz Numanoğlu )

 

Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk 
Köy köy bucak bucak memleket memleket 
Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız 
Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar 
Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız ( ATTİLA İLHAN )

 

"Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa."   ( Yahya Kemal Beyatlı )

 

Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken

Yazılmamış bir destan gibi Anadolu'muz;

Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz."    ( Faruk Nafiz Çamlıbel )




Burası dünya,

Ne çok kıymetlendirdik...

Oysa bir tarla idi, ekip biçip gidecektik...(Cahit Zarifoğlu )

 


Can saatini Rahman Ezelde Kuruvermiş,

Bir Gün göreceksin ki O saat Duruvermiş.( Necip Fazıl Kısakürek)

 


Ne güzel şey hatırlamak seni:

ölüm ve zafer haberleri içinden,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken...

 Ne güzel şey hatırlamak seni:

bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin

ve saçlarında

vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...(Nazım Hikmet )

 

 

Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı !

Tek , dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

 

Tarife kalkma bizi;

Ne şuyuz, ne de buyuz

Adem denen denizi

Arayan birer suyuz

Döner, kıvrılır fakat

Daire olmaz bu hat

Ne kadar sürse hayat,

O yolun yolcusuyuz. ( Enis Behiç Koryürek )




Alim sanma, her gideni mektebe, 
Ahlak yoksa yok ilimde mertebe. 
Ne fark eder; tut ki cübbe giydirsen, 
Paye versen kitap yüklü merkebe!     ( Cengiz Numanoğlu )

 


Sanma, Kainatta bir tesadüf var, 

Her şey dile gelmiş, mânâ fısıldar,
Rabb'imden habersiz dal mı kıpırdar ?
Düşen bir yaprağa, sor da söylesin... ( Cengiz Numanoğlu )

 


Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl, ( Mehmet Akif ERSOY)

 

Ya Allah'a baş eğer, hiç kimseye eğmezsin.
Ya da herkese baş eğersin, hiçbir şeye değmezsin.( Necip Fazıl Kısakürek. )



Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! 

Ne zaman, bilmem! 
Yeter ki o kapıda durmayı bil! ( Mevlana)


Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen;

İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,

Ancak hadi gel yapalım geri şunu desen;

Bir Sinan gerek bir de Süleyman gerek. ( Mehmet Akif Ersoy )



İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı,

Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı.


Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı,

Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı. (Ziya Paşa )



Sana bir şiirler olmuş sevgilim.

Yüzün-gözün söz içinde.

Hangi imla kitabına baksam,

“ben” den ayrı yazılıyorsun. ( Özdemir Asaf )

 


Hayat bir uykudur ölünce uyanır insan. 

Sen erken davran ölmeden önce uyan.. ( Mevlana)


Kur’ân eczanesinde, her derde devâ vardır;
Son kullanma tarihi: Kıyâmete kadardır… (Cengiz Numanoğlu)

 

Biçare değilsin Yaradan sana yar.

Kimsesiz değilsin, Yanında Kimsesizler Kimsesi var. (Mevlana )



Bir avuç toprak, 
biraz. da suyum ben... 
Neyimle övüneyim, işte buyum ben.. ( Yunus Emre )




Bir lahzada bir pancur açılmış gibi yazdan 

Bir bestenin engin sesi yükseldi boğazdan 
Coşmuş yine bir aşkın uzak hatırasıyla, 
Aksetti uyanmış tepelerden sırasıyla, 
Dağ dağ o güzel ses bütün etrafı gezindi: 
Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi. ( Yahya Kemal )



Eş hele bir dağları örten karı 

Ot değil onlar dedenin saçları 
Dinle şehit sesleridir rüzgarı 
Haydi git evladım uğurlar ola 
Haydi git evladım açıktır yolun 
Zalimlere karşı bükülmez kolun 
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun 
Uğurun açık olsun uğurlar ola 
Haydi levent asker uğurlar ola ( Mehmet Akif Ersoy )



Gözlerden uzaklaşınca dünyâ

Bin bir geceden birinde gûyâ

Başlar rü'yâ içinde rü'yâ. ( Yahya Kemal BEYATLI )



Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? ( Ahmet HAŞİM )



Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. ( Yahya Kemal BEYATLI )


Hayatının öznesini kaybedince,

Devrik olur tüm cümlelerin. ( Sezai Karakoç )




Âni bir üzüntüyle bu rü`yâdan uyandım.

Tekrâr o alev gömleği giymiş gibi yandım,

Her yerden o, hem aynı bakış, aynı emelde,

Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde;

Her yerden o, hem aynı güzellikte, göründü,

Sandım bu biten gün beni râmettiği gündü. ( Yahya Kemal BEYATLI )



Âheste çek kürekleri, mehtâb uyanmasın,

Bir âlemi hayâle dalan âb uyanmasın. ( Yahya Kemal BEYATLI )


İstiyorsan HAKKA varmayı, 
meslek edin gönül almayı, 
bırak saraylarda mermer olmayı, 
toprak ol bağrında güller yetişsin.. ( Mevlana )



Tohum saç, bitmezse toprak utansın! 
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! 
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!   ( Necip Fazıl KISAKÜREK )



Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli; (Yahya Kemal )



Ey taleb-kâr-ı enfes-i eş'âr 

Eyle dikkatle fevk u zîre nazar 
Şi'rdir hep o gördüğün âsâr 
Şi'rdir hep o duyduğun sesler 
Ruh-perver... latîf... hüzn-âver 
Yerde bir kız... semâda bir ahter 
Her biri bir bedîa-i diğer ( Recaizade Mahmut Ekrem )


Bir katre içen çeşme-i pür hun-ı fenadan
Başın alamaz bir dahi baran-ı beladan ( Ziya Paşa )



Git vatan! Kabe'de siyaha bürün
Bir kolun Ravza-i Nebi'ye uzat
Birini Kerbela'da Meşhed'e at
Kainatta o hey'etinle görün!
Bu temaşaya Hak da aşık olur
Göze bir alem eyliyor izhar
Ki cihanda büyük letafeti var
O letafet olunsa ger inkar
Mezhebimce demek muvafık olur
Aç vatan göğsünü İlah'ına aç!
Şühedanı çıkar da ortaya saç! ( Namık Kemal )



Değil mi Tanrı'nın ihsanı akl ü kalb ü lisan
Bu lutfu etmelidir fıkr ü şükr ü zikr insan" (Şinasi )



Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever. ( Cemal SÜREYA )



Bekayı hak tanıyan,say'i bir vazife bilir. 
Çalış,çalış ki beka ancak sa'y olursa hak edilir (M. Akif Ersoy)



Seviyorum seni ekmegi tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni “Yaşıyoruz çok şükür!” der gibi.

(Nazım Hikmet- Seviyorum Seni )



İleri, arş ileri, arş ileri
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.  ( Hüseyin Suad )

 

Göz yaşına veda et 
Ey güzel Anadolu! 
Hakkını korur elbet 
Türk'ün bükülmez kolu ( Kemalettin Kami )

 

Çek sancağı Türk ordusu 
Olmaz Türk'ün can korkusu 
Esarete dayanır mı 
Türk vatanı, Türk namusu? ( İskender Haki )

 

Atıl, ez, vur, senindir istiklâl 
Ebedî parlasın şu al bayrak...
Ey benim şanlı milletim ileri; 
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri! ( Muhittin Baha Bey )

 

Ey Müslüman, ey Türk oğlu 
Açıldı istiklâl yolu 
Benim bu son günlerimdir, 
Diyor bize Anadolu. ( İskender Haki )

 

dün görüşemedik. 
iki yüzyıl görüşememişiz gibi geldi. 
ve üç yüzyıllık göresim geldi seni.  ( Cemal Süreya )



Aynası ufkumun ateşten bayrak

Babamın külleri, sen kara toprak

Şahit ol ey kılıç, kalem ve orak

Doğsun Büyük Doğu, benden doğarak ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

 

Yürü altın nesli Fatih Oğuz'un

Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun

Nur dolu elinden tut kılavuzun

Fethine çık, (doğru), (güzel), (sonsuz)un

Yürü altın nesli fatih Oğuz'un

Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun ( Necip Fazıl Kısakürek )

 


Tanrının alnından öptüğü millet!

Güneşten başını göklere yükselt!

Avlanır, kim sana atarsa kemend

Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebed ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

 

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, 

Bir fikir ki, beyin zarında sülük. 
Selâm, selâm sana haşmetli azap; 
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük. 
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! 
Ey yedinci kat gök, esrarını aç! 
Annemin duası, düş de perde ol! ( Necip Fazıl Kısakürek )




Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... (Necip Fazıl Kısakürek )




Erdi artık ruh sükûna derviş-i kâmil gibi

Öldü, el açmaksızın nadana bir sâil gibi
Çille çille üstüne düştü mücevher târihi
Var mı şair çilleden çıksın Necip Fazıl gibi  (Orhan Akay )


Gemiler vardı limanda gemiler 

Her biri yeni bir ufka gider. ( Orhan Veli Kanık )



Bu cihan boş, yalınız bir rakı hak, bir de şarâb;
Kıble: Tezgâh başı, meyhaneci oğlan: Mihrâb.
Git o “Divan” mı, ne karn’ağrısıdır, aç da onu,
Kokla bir kerre, kokar mis gibi “Sandıkburnu  ( Mehmet Akif Ersoy )



Ben de tarih okudum, âlemi az çok bilirim.
Şuara” dendi mi, birdenbire oynar sinirim.
İyi gün dostu herifler, o ne yardakçı gürûh,
O ne müstekreh adamlar! Hani bakmak mekrûh.
Dalkavukluktaki idmanları sermâyeleri…
Onlar azdırdı, evet, başlıca pes-pâyeleri.
Bu sıkılmazlara, “meth et!” diye mangır sunarak,
Ne erâzil, adam olmuş, oku tarihi de bak!
Edebiyyata edepsizliği onlar soktu:
Yoksa din perdesi altında bu isyan yoktu ( Mehmet Akif Ersoy)




Ne kaldı? Bir edebiyyâtımız mı? Vâ esefâ!
Bırak ki ettiği yoktur bir ihtiyâca vefâ;
Ya rûh-ı milleti efsunluyor, uyuşturuyor;
Ya sînelerdeki hislerle çarpışıp duruyor!” ( Mehmet Akif Ersoy )



Şair olamam, o belli zâten,
Bir nâzım olur muyum acep ben?
Nesrimde rekâket olmasaydı;
Evvelce gözüm de dolmasaydı,
Hiç nazma temayül eylemezdim,
Bir sadece beyt söylemezdim.
Heyhât bir iptilâ imiş bu;
Ben bilmez idim, hatâ imiş bu ( Mehmet Akif Ersoy )



Hudâ me’yûs kılma gönlümü ikbâl-i milletten
Haberdâr eyle Rahman ismini ahvâl-i milletten
Olup mecrûh peykân-ı kazâdan tâir-i devlet
Demâdem hûn akar çeşmim gibi şehbâl-i milletten  ( Namık Kemal )


Eski yolu terk ile kühen-sâl olan azmaz
Unvân-ı nev-îcâdı kalem çatlasa yazmaz ( Eşref Paşa )



Hayâlin durmakta gözümde dâim
Zebânım olmakta zikrimle kaim
Âh feryâd ile geçer her ânım
Yaktı kül eyledi firâkın beni ( Mehmet Akif Paşa )



Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen    (Şeyh Galip)




O Var!

Her defa haberi taze bir müjde;

O var!

Her defasında geç gafletten vecde;

O var!

Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;

O var!

Bütün sevdiklerin elden gittiyse;

O var!

Kalacak kim var ki dost tomarından?

O var!

Sana daha yakın şahdamarından;

O var!

Arama, ilâç yok eczahanede!

O var!

Gayede, sebepte ve bahanede

O var!

Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;

O var!

Ölümsüzlük şevki, İlâhî sevinç;

O var!

Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;

O var!

Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;

O var!     ( Necip Fazıl Kısakürek )

 

MEHMET AKİF'İN TEVFİK FİKRET'E YAZDIĞI ŞİİR:

Robert Kolej'deki sanat dâhisinin kalemi 
Vurur bu darbeyi isterse. Çünkü haddine mi 
Hükümet'in ona kalkıp da itiraz etmek? 
Herifte bandıralar çifte, tek de olsa direk!
Ya nazlanırsa? Evet, nazlanırsa yalvarırız…
Niyaza pek yüzü yoktur, hemen kanar yalnız,
Dehâların çoğu ekzantrik ya hani,
Bu ‘personaj’da var bir deli kılıklı mani!

Üdebânız hele gayetle bayağ mahlukaat…

Halkı irşad edecek öyle mi bunlar? Heyhat!

Kimi garbın yalınız fuhşuna hasbî simsar;

Kimi İran malı der, köhne alır, hurda satar!

Eski divanlarınız dopdolu oğlanla şarab;

Biradan, fahişeden başka nedir şi’r-i şebab?

Serseri: hiçbirinin mesleği yok, meşrebi yok;

Feylosof hepsi; fakat pek çoğunun mektebi yok!

Şimdi Allah’a söver… sonra biraz bol para ver:

Hiç utanmaz; protestanlara zangoçluk eder ( Mehmet Akif )

 

SİSTE SÖYLENİŞ ( Yahya Kemal’in Tevfik Fikret’in Sis şiirine karşılık yazdığı şiir )

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler...

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

 

Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden

Firuze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

   

Benzetmek olmasın sana dünyâda bir yeri;

Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

   

Bir devri lânetiyle boğan şairin Sis'i.

Vicdan ve rûh elemlerinin en zehirlisi.

   

Hulyâma bir eza gibi aksetti bir daha;

-Örtün! Müebbeden uyu! Ey şehr! -O beddua...

 

Hayır bu hâl uzun süremez, sen yakındasın;

Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.

   

Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl

Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

   

Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,

Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın. ( Yahya Kemal BEYATLI )




 "Zenginlik; sabahları poğaça yiyebilmektir.

Zengnlik; merdivenleri yardımsız çıkabilmektir.

Pencereden bakıp, yoldan geçenleri görebilmektir.

Her akşam kendi kapını kapatabilmektir.

Saçının okşanmasıdır.

Kolundaki saatin geleceği göstermesidir.

Bir sonraki hafta için plan yapabilmektir.

Güzel günleri bekleyebilmektir.

Bazen bir tabak makarnadır.

Bazen iki tane domates ve bir taze ekmektir.

Kendine inanabilmektir.

Zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin her şeydir... (Can Yücel )



NE OL, NE OLMA ( MEVLANA )

Paranı ver, gönlünü ver selam ver, canını ver ama sırrını verme

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama yerinde sayma

Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman boşverme

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama bölücü olma

Eşini beğen, işini beğen aşını beğen ama kendini beğenme

Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama kin besleme

Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama ihanet etme

Hedefe koş, yardıma koş ama, ortak koşma

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama ağzını açma

Okumaktan zarar gelmez, oku ama lanet okuma

Rakibini geç, sınıfını geç ama gülüp geçme

Ev al, araba al, abdest al ama beddua alma

Zulmü devir, nefsi devir ama çam devirme

Yaklaş, konuş, tanış ama uşaklaşma

Doğrul, devril ama eğrilme

Seslen, uslan ama yaslanma

İtil, atıl ama satılma 

 

 

EN ÖNCE VE İLLA Kİ SAĞLIK OLSUN

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama.
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin...
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine...
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis.
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden 
yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle...
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de.
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından 
makas al...
Sonra, şöyle bir düşün. Kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken?...
Kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler 
kapını tıklattı?..
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?...
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara!...
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor!...
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller 
açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun...
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun...
Saklama tabakları, bardakları misafire. Sizden ala misafir mi var bu 
dünyada?..
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç 
değil.
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik 
bıraktıklarını tamamlar gibi. Tadına var akşamının...
Gece evinde, dostların olsun.
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun...
Arkadaşım, hayat bu. Daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!        ( Can Yücel )

 

Söylediklerinize dikkat edin

düşüncelere dönüşür…

Düşüncelerinize dikkat edin

duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin

davranışlarınıza dönüşür…

Davranışlarınıza dikkat edin

alışkanlıklarınıza dönüşür…

Alışkanlıklarınıza dikkat edin

değerlerinize dönüşür…

Değerlerinize dikkat edin

karakterinize dönüşür…

Karakterinize dikkat edin

kaderinize dönüşür… ( Mahatma Gandhi )


İnsan ne yerse o kokar. 

Ne okursa onu konuşur. 
Kimi seviyorsa kalbi o kadardır.
Sizsiniz kendinizle ilgili tüm cevapları, 
kendinizi tanıyacak olana sunan.
Yaşamınız verir sizi ele. 
Müzik arşivinizden bellidir kişiliğiniz. 
Aşkı sevme biçiminiz.
Dinlediğiniz tarz müzikte saklıdır sevgiye olan şiddetiniz. 
En kötüye vereceğiniz cezadadır adalet.
Herkes sever doğduğu toprağı, 
oraya bomba düştüğünde belli olur kimliğiniz. 
Sevgi bir bütün diyalog evrene karşı.
Yağmurda ıslak bir kediye puslanmıyorsa gözleriniz, 
aşk sözlerini sakının siz.
Komşumuzla sohbetimiz kadar uzaktakine olan bağımız. 
Mesafe denilen tanım sadece zamanla ilintili. 
Yoksa yalnız bir gece de kahve yudumlarken de onu anabiliriz.
İnsan çevresi kadar güçlüdür. 
Kaç el uzattıysan, o dostluklarla sınanırsın karanlığında. 
Aile bağın kadar bağlısın hayata. 
Sana karşı yapılan herşeye rağmen duruşundadır tavrın.
Gizlediğin iyilik, kadar büyük. 
Anne baba sevgisine izin verdiğin kadar küçük.
Tek bir dünya var "VİCDAN"ının etrafında dönen. 
İşte tüm karakterindir onun içinden geçen. . ( İlhan Berk )